Turizm ve Tanıtım
ANTİK YOL 
1993 yılında bir temel kazısıyla açığa çıkan Antik Cadde, Tarsus'un yaklaşık iki bin yıl önceki ihtişamından büyük ve sağlam bir kesit ortaya koymaktadır. Antik Çağ içerisinde uzun dönem hizmet verdiği anlaşılan bu yolu dönemin birçok ünlü isminin kullanmış olması ilginçtir. Bunların arasında St. Paul, Cicero, Julius Casear(Augustus), Athenedoros, Nestor, Kleopatra, M. Antonius ve Hadrian bunlar arasında en ünlülerdir. Bugün modern Tarsus'un tam ortasında kalan Antik Cadde, poligonal teknikte yerleştirilen bazalt taşlarıyla 6.5 m. genişliğindedir ve günümüzde 60 m.lik bir kısmı ortaya çıkarılabilmiştir. İlk bakışta göze çarpan balıksırtı formu ve hemen altındaki kanalizasyon tertibatı, mimari açıdan Anadolu'daki diğer yollardan farklı olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca caddenin hemen doğusunda sütunlu bir platform, batı yanındaysa caddeden sonraki bir döneme ait Roma evi yer almaktadır. Mozaik avlulu bu ev olasılıkla M.S. IV ya da V. yüzyılı işaret ederken, caddenin uzun süre kullanım gördüğünü de böylelikle belgelemektedir.


ESHAB-I KEHF 
Dünyanın birçok yerinde mekan bulan "Yedi Uyurlar" inanışının Anadolu'daki en önemli merkezi Tarsus'taki Eshâb-ı Kehf Mağarası'dır. Zamanı kesin bilinmeyen olayın hem Müslümanlar hem de Hıristiyanlarca anlatılması ve Kuran-ı Kerim'de Eshâb-ı Kehf Suresi adıyla yer alması bu yerin önemini belirlemektedir. Olay bugün değişik şekillerde anlatılsa da özünde yıllarca inançlara gösterilen baskıya Tarsus eşrafından yedi gencin karşı koyması yatmaktadır. Bu anlatımlarda değişmeyen bir başka nokta ise, Encülüs Dağı’ndaki bir mağaraya sığınan Meksemlina, Yemliha, Mislina, Mernuş, Debernuş, Şazenuş, Kefeştatayyuş isminde yedi genç ile köpekleri Kıtmır'in 309 yıl uyumalarıdır. Olayın belgelenmesi Yemliha'nın Tarsus'a gönderilmesiyle gerçeğin ortaya çıkması arasında gelişmektedir. İsimler Hıristiyan versiyonunda Maksimyanus, Malkus (Margus), Martininanus, Konstanitnos, Dionisyus, Yuhanis ve Süresiyu şeklinde değişmektedir. Anadolu insanının inançları arasında önemli bir yer bulan Eshâb-ı Kehf Tarsus'un 12 km. kuzeyinde yer almaktadır. Encülüs Dağı eteklerinde doğal bir çöküntünün mağara şeklini aldığı yaklaşık 200 m2 lik kapalı bir alandan oluşmaktadır. Aşağıya bugünkü yürüyüş zemininden 15 basamaklı bir merdivenle inilmektedir.Mağaranın hemen üzerinde bir cami yer almaktadır. Sultan Abdülaziz'in annesi Pertevniyal Sultan'ın vekil tayin ettiği şehir müftüsü Ahmet Efendi tarafından M. 1872 tarihinde inşa edilmiştir. Camiye sonrada üç şerefeli bir minare daha eklenmiştir. Alan son yıllarda yapılan düzenlemelerle Tarsus'un önemli bir turizm merkezi haline gelmiştir. St. Paul'un Hıristiyanlık kurallarını yaydığı tarihlerden uzun bir süre sonra, Arap kaynaklarında Takyanus olarak geçen (Diocletianus?) Roma İmparatoru Tarsus'a gelmiş ve çok tanrılı dönemde tek tanrıya inandıkları için bu gençleri huzuruna çağırarak, onlara Roma dinine bağlı kalmalarını, aksi taktirde kendilerini öldürteceğini söylemiştir. Tek tanrıya inançlarından yazgeçmek istemeyen bu gençler, İmparator tarafından verilen bir kaç günlük zamandan yararlanarak Tarsus yakınlarındaki bu mağaraya sığınmışlar ve orada mucizevi bir şekilde 309 yıl süren bir uykuya yatmışlardır. İçlerinden ilk uyanan Yemliha, yiyecek almak için kente gittiğinde, elindeki paranın çok eski olduğu ve anlattıklarının akla uygun olmadığı anlaşılınca, şehir halkı onunla beraber mağaraya gider. Ancak mağarada yedi yavru kuşun tünediği bir yuvadan başka bir şey göremezler.Bu sonuç İslami versiyonda ise şöyledir. Mağaraya gelenler, içerde altı kişinin namaz kıldığını görürler. Yemliha dışardakileri bırakıp mağaraya girer ve ondan sonra yedisi de görünmez olurlar.A. Akagündüz, Y. Baş, R. Tekin, O. Kaşıkçı'nın hazırladıkları bir akademik çalışmaya göre: yazarlar, bu söylenceyi Kuran'ın Kehf suresinin 9-26 ayetlerinin açıklamasıyla ele almışlardır. Aynca 34'ü Türk-İslam, 2'si Batılı olmak üzere 36 kaynağın sonuçlarına göre yayınladıkları kitapta, bu söylencenin yeri, Tarsus'daki Eshab-ı Kehf olarak gösterilmektedir. T. A. Çağlar, bu konuya farklı bir bakış açısı ile yaklaşarak, olayın geçtiği söylenen yerdeki konik dağ yapısını bir dağ kültü, isimlerin ise "nuş ve yüş" şeklinde ekler almasının, İslami veya antik olmaktan çok Labarnaş veya Hattuşaş gibi Hitit, Luvi veya Que kökenli olabileceğini öne sürmektedir. Bu durumda yeri ve kime ait olduğu tartışmalı olan bu söylencenin dikkat edilmesi gereken farklı bir versiyon daha ortaya çıkmaktadır.


ULU CAMİ
Cami-i Kebir ya da Cami-i Nur diye de bilinen cami, yakın döneme kadar kentin merkezini oluşturmaktaydı. Bugün etrafındaki türbe ve imaret, kuzeydoğusunda ise 1895'de eklenen saat kulesi ile büyük bir külliye görünümünü korumaktadır. Caminin yapımı 1579 yılında Ramazanoğlu Beyi Piri Mehmet Paşa'nın oğlu İbrahim Bey tarafından gerçekleştirilmiştir. Ancak inşa alanında daha önceden büyük bir mabedin olduğu, yapıda kullanılan devşirme malzemeden anlaşılmaktadır. Caminin doğu duvarına bitişik türbede Hz. Şit, Hz. Lokman Hekim ve Halife Me'mun'un sandukaları bulunmaktadır. Cami mihraba paralel uzanan üç sahınlı bir plana sahiptir. Kuzey cephesine bitişik, iç hacminin yaklaşık iki katına ulaşan revaklı avlunun ortasında bir şadırvan bulunmaktadır. Yine avlunun kuzeydoğu ve kuzeybatı köşelerinde iki minare yer alır. Bunlardan kuzey-batıdaki yapıdan ayrı ve üzerindeki bir kitabeden 1363 yılında yapıldığı ve başka bir camiye ait olduğu anlaşılmaktadır. İkinci minare ise, 1895 yılında saat kulesi olarak dönemin valisi Ziya Paşa tarafından yenilenmiştir.


KLEOPATRA KAPISI
Tarsus'un surlarından geriye kalan tek ve şehrin batı yönüne açılan ana kapısıdır. Limana yakın olması dolayısıyla "Deniz Kapısı" ya da dönemin en önemli kentlerinden Seleukia güzergahında olduğu için "Silifke Kapısı" olarak anılmıştır. Yine 19. yüzyıla ait gezi notlarında St. Paul Kapısı, yakın bir döneme kadar da "Kancık Kapı" olan ismi bugün Kleopatra Kapısı olarak söylenmektedir. Dönemi konusunda kesin bir bilgi bulunmamakla birlikte inşası sırasında kullanılan malzemeye göre Bizans dönemi sonlan ya da Abbasi devrinde yapılmış olmalıdır. Ancak şimdiki kapının bulunduğu yer daha önce eskisinin varlığını da işaret etmektedir. Tek kemerli kapının yüksekliği 8.50 m., ortada kalan genişliği ise 5.60 m. dir. Yarım daire biçiminde tek kemeri dahil son yıllarda kötü bir restorasyon geçirmiştir.


GÖZLÜKULE HÖYÜĞÜ
Tarsus kadar Çukurova tarihinde de önemli bir yer işgal eden höyük, bugün Tarsus'un merkezinde ve Cami-i Nur semtindedir. 1935 yılında Amerikan kazı ekibinin II. Dünya Savaşı'nın başladığı ve 1939 yılına kadar sürdürdüğü kazı çalışmalarıyla dünya literatürüne kazandırılmıştır. Höyük, iki ayrı tepeden oluşmakta ve toplam 300 m. uzunluktadır. Bünyesinde Erken Tunç evrelerinden Osmanlı dönemine kadar kesintisiz bir yerleşimi ortaya koymaktadır. Ancak Helenizm sonrasında kentin bugünkü ovaya yayılması nedeniyle tabakalar daha zayıf görülmektedir. Amerikan çalışmaları sonrasında yayınlanan üç ciltlik kitap, kazılar sırasında bulunan tüm eserlerle birlikte Tarsus hakkında en kapsamlı çalışmayı oluşturmaktadır. Prof. Dr. Hetty Goldman'ın höyüğün her iki tepesinde de yaptığı açmaların günümüzde yeniden doldurulmasına karşın açığa çıkardığı tabakalar, özellikle Erken Tunç Çağı'ndan Hitit tabakalarına kadar olan katman, Doğu Akdeniz, Kıbrıs ve Mısır ilişkileri için önemli bilgiler içermektedir. Bu tabakalar içerisinde bulunan Hitit Çağı'nda ele geçen bir yapı, Anadolu'da ilk kez hatıl kullanımını belgelemesi açısından önemlidir.


DANYAL PEYGAMBER'İN KABRİ
Hz. Danyal'ın (A.S.) mezarının bulunduğu ve eski kentin Ulu Cami ile birlikte merkezini oluşturan Makam Camii, birçok eklentilerle günümüze ulaşmıştır. En eski bölümü olan Daniyal Peygamberin kabrinin bulunduğu hücrenin ve güneye yönelen namazgahın, caminin son cemaat mahallinde yer alan bir yazıttan, 1857 (H. 1274) yılında bir hayırsever tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. On yıl sonra da Arnavut Salih Ağa tarafından bir minare eklenmiştir. Hz. Danyal (A.S.) II. Babil Kralı Nebukadnesar (M.Ö. 605-562) zamanında yaşamış, bilime olan ilgisi yanında iyi bir idareci olarak tanınmıştır. Rivayete göre; Nebukadnesar rüyasında İsmail oğullarından gelecek bir erkek çocuğun kendi tahtını sarsacağını öğrenince İsmail oğullarından doğan tüm erkek çocukların öldürülmesini emreder. Hz. Daniyal doğunca ailesi onu bir mağaraya bırakır ve burada biri erkek ve diğeri dişi iki aslan tarafından büyütülür. Olgunluk çağına gelince de tekrar kavmi arasına karışır ve Yahudileri Babil esaretinden ilmi ve kehanetleri ile kurtarmış bir peygamberdir. Hz. Daniyal bulunduğu yerde bereketi artırmasıyla birçok çağrı almış ve bir kıtlık zamanında da Tarsus'a davet edilmiştir. Bu tarihten sonra Tarsus'a yerleşen ve ölünce de buraya gömülen Hz. Daniyal, Tevrat'ta yer alan ve Hz. Davut'un soyundan gelen Yahudi peygamberleri arasında sayılmaktadır. Mezarı uzun bir süre unutulmuşsa da Hicri 17 yılında Hz. Ömer'in komutanlarından Ebu Musa El-Eş'ari tarafından fark edilmiştir. Mezarı açılınca büyük bir lahit içerisinde altın iplikle dokunmuş kumaşa sarılı gayet uzun boylu bir ceset bulunmuştur. Başından geçen macerayı sembolize eden iki aslan tarafından yalanan bir çocuk figürünün bulunduğu yüzüğü fark edilince de Danyal peygamber olduğu anlaşılmıştır. Bunun üzerine Hz. Ömer Danyal Peygamberin cesedinin, Yahudiler tarafından çalınmasını önlemek için daha derine defnettirmiş ve üzerinden de Berdan Nehrinin eski yatağından geriye kalan küçük bir ırmağı geçirmiştir. Çok yakın bir tarihte caminin tamiratı sırasında alt kısmında, suyun giriş yerinde kalın ve muntazam mazgal demirleri ortaya çıkmıştır. Danyal Peygamberin mezarı bu mazgallardan geçen suyun çok aşağısındadır.


ESKİ CAMİ
Tarsus'un en eski ibadet yerlerindendir. İnşası kesin bilinmeyen yapı,büyük ihtimalle Tarsus'ta St. Paul'a adanan kiliselerden biri olmalıdır. Mimari tarzıyla Orta Çağın yüksek safhasını, yaklaşık M.S. 13 ve 14. yüzyıllar arasıbir dönemi işaret etmektedir. 1415 tarihinde Ramazanoğlu Sahabettin Ahmed'in Tarsus'u Karamanoğullan'ndan alışından hemen sonra cami olarak kullanılmayabaşlanmıştır. Güneydeki kapı yerine mihrap, kuzey bölüme son cemaat bölümü ve apsisin her iki yanına da odalar yapılmıştır. Ayrıca caminin güneybatı köşesine sonradan bir minare eklenmiştir.


MENCİK BABA ZAVİYESİ
Varsak Türkmenleri'nin Üç-Ok koluna bağlı olan ve Osmanlı Devleti'nin kuruluşyıllarında Tarsus'a yerleşen Mencik Baba’nın Horasanlı olduğu bilinmektedir. Tarsus'ta kurduğu zaviyeyle daha çok Orta Asya'dan gelen Türklere her konuda yardımcı olmak ve barınma sağlamak amacını taşımıştır. Zaviyede ayrıca Türk illerinden daha önce Anadolu'ya göç eden alimleri toplayarak ilimlerini burada sürdürmelerini sağlamıştır. Bugün Tekke Mahallesi'nde bulunan türbe Tarsus Belediyesi tarafından çevre düzenlemesi yapılarak ziyarete açılmıştır. Kare planlı yapı (9.50X 9.50) bir avlu içinde yer almaktadır. Girişi batıcephesinden sağlanmıştır ve diğer üç cephesinde birer penceresi vardır. Üzeri çapraz tonozla örtülüdür.


KIRKKAŞIK BEDESTENİ
Her dönem hareketli bir ticari ve siyasi merkez olan ve kültürlerin kesişme noktasında bulunan Tarsus'un en önemli tarihi yapılarından biri de Kırkkaşık Bedesteni 'dır. RamazanoğullarıBeyliği'nden Piri Paşa'nın oğlu İbrahim Bey tarafından 1579'da yaptırılmış olan Kırkkaşık Bedesteni, ilk dönemlerde imarethane (Aşevi) ve medrese olarak kullanılmışsa da, cumhuriyetten sonra kapalı çarşı olarak işlev görmüştür. Geçmişte Beyaz Çarşı olarak da bilinen Kırkkaşık Bedesteni, dikdörtgen plana sahiptir. Bedesten adını, yapının dış cephesinde bulunan kaşık süslemelerinden almaktadır. Kesme taştan inşa edilen binaya batı ve doğu yönündeki iki kapıdan girilebilmektedir. İçerisinde 21 oda bulunan yapı 7 kubbeden oluşmaktadır. Ayrıca, içerden iki merdivenle çıkılan iki kule oda ve batı yönünde dışcephedeki iki oda ile birlikte oda sayısı 25'tir. Mülkiyeti, Vakıflar Bölge Müdürlüğü'ne ait olan Kırkkaşık Bedesteni, Tarsus Belediyesitarafından kiralanarak 2004 yılında restore ettirilmiştir. Kırkkaşık Bedesteni, 2005 yılında Tarihi Kentler Birliği "Proje Yarışma Ödülü" almıştır. Tarsus Belediyesi, 2006 yılında, turizm alanında gelişme çabası içinde olan kentin hem tanıtımında hem de sosyo¬ekonomik ve kültürel alanlarda katkı sağlaması hedefi doğrultusunda bedestenin dükkânlarını işletmecilere kiralamıştır. Bedesten 7 Mart 2007'de yapılan açılış töreni ile yeniden faaliyete geçmiştir. Bedesten içerisinde yer alan dükkân ve bürolarda, başta yöresel el sanatlarına ait seramik, ahşap, bakır, gümüş, deri, dokuma turistik hediyelik ürünler olmak üzere, yöresel damak tatlarının sunulduğu yiyecek ve içecekler ile kent tarihini, toplumsal ve kültürel yaşamının anlatıldığı çeşitli yayınlarsergilenmekte ve satılmaktadır.


BİLAL-İ HABEŞİ MESCİDİ
İslam ordularının fethettiği yerleri dolaşan Hz. Muhammet'in (s.a.v) müezzini Bilal-i Habeşi'nin ezan okuyup namaz kıldığı yerde yapılan mescittir. Ulu Cami’nin güney-batı köşesinde yer almaktadır. Yapılış tarihi bilinmemekle birlikte, Osmanlı kayıtlarında 1519 yılında Bilal-i Habeşi adına kurulan bir vakfın kayıtlarının ele geçmesi, mescidin bu tarihten önce varlığını işaret etmektedir. Ayrıca mescit içinde bulunan kuyunun kutsal bilinmesi, 7. yüzyılda Tarsus'a gelen Bilal-i Habeşi'nin ardından burada bir cami inşa edildiğini akla getirmektedir. Cami sade bir görünüşe sahiptir; kuzeyinde yer alan üç sütunlu son cemaat yeri ileana mekana geçilmektedir. Son cemaat yerinin üzeri üç oval kubbe ile örtülmüşken, ana mekanı tamburlu tek bir kubbe örtmektedir. İbadet yerine yine sade bir portalle girilmektedir. Ayrıca iç bölümde, girişin hemen sağında Bilal-i Habeşi'nin makamını temsil eden bir sanduka yer almaktadır.


SAİNT PAUL KİLİSESİ
İncil'de iki kez Tarsuslu olduğunu yineleyen St. Paul adına mutlaka değişik dönemlerde kiliseler yapılmıştı. Ancak bunlardan herhangi bir iz bulmak mümkün değildir. Tarsus'ta bugün onun adını taşıyan tek kilise ise, kentin güneyinde 20. yüzyılın başlarına değin Hıristiyan cemaatin yaşadığı Cami-i Nur Semti'ndedir. Yapım tarihi kesin olmamakla birlikte 18. yüzyılın son çeyreğinde ve doğu batı yönünde, üç sahınlı olarak inşa edilmiştir. Esas girişi batıdaki revaklı bölümden sağlanmaktadır. Oldukça sade bir mimari tarzı yansıtırken, iç süslemelerinde belki de yerli bir kaç ressamın boyadığı resimler yer almaktadır. Tavanda Hz. İsa, Yohanna, Matta, Luca ve Marcos'un freskleri ve "İlahi Göz" tavanın merkezinde yer almaktadır. Apsisin üzerinde bulunan daire şeklindeki ışıklıkların her iki yanında ise melekler tasvir edilmiştir. Uzun dönem askerlik şubesi olarak kullanılan ve günümüzde restorasyonu tamamlanan yapının üzeri kırma çatı ile kapatılmıştır. Doğu bölümünde oval bir çıkıntı oluşturan apsisin üzerinde ise yarım daire şeklinde üç kubbe yer alır. Yapının kuzeydoğu köşesinde ise çan kulesi bulunmaktadır.


SAİNT PAUL KUYUSU
Tarsus'ta Antik Cadde’nin yaklaşık 200 m. kuzeydoğusunda yer alan özel kuyu ve çevresi, halk arasında Aziz Paul'un yaşadığı ev olarak geçmektedir. Buradaki eski bir mekana ait kalıntıların uzun yıllar ziyaret yeri olarak kullanıldığı bilinirken, Tarsus'ta Hıristiyanların yaşadığı dönemde kuyunun suyu kutsal sayılmış ve şifa getirdiği inanışı geniş yer bulmuştur. Bugün daha çok yabancı turistlerin ilgi gösterdiği alanda yakın bir döneme ait; evden geriye yaklaşık 21 m. derinliğindeki bir kuyu kalmıştır. Kısa süre önce genişletilen alanda yapılan kazı sırasında değişik dönemlere ait duvar kalıntıları ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca son yıllarda Kültür Bakanlığı tarafından çevrede yapılan kamulaştırmadan sonra restorasyon çalışmaları yapılmıştır.


ESKİ TARSUS EVLERİ
Gerek iklim ve coğrafyanın, gerekse sosyo-ekonomik yapının sağladığı zenginlik sayesinde sürekli yerleşim gören Tarsus topografyasında konut gelişimini izlemek neredeyse olanaksız hale gelmiştir. Buna karşın son yüzyılın çok kültürlülüğü ile şekillenmiş özgün bir sivil mimarinin varlığından söz etmek mümkündür. Zaten Tarsus, sayıları her geçen gün azalsa da, geleneksel konut çeşitliliğinin Çukurova'da önemli ölçüde korunabildiği ender bölgelerden biri olmuştur. Söz konusu Tarsus evlerinin hemen hepsi eski şehir surlarının içinde kalan ve bugün isimlerini büyük ölçüde koruyan Cami-i Nur, Tekke, Sofular, Kızılmurat, Tabakhane, Şehit Kerim ve Eski Ömerli mahallelerinde yoğunlaşmaktadır. Ne var ki evler kısmen koruma altında olmasına rağmen yeni açılan yollar ve imar düzenlemeleri bir bölümünü yıkmış, bir bölümünü de çevresinden koparmıştır. Sağlam kalabilenlerse, özellikle son yirmi yıl içerisinde, ihtiyaçlara göre büyük değişiklikler geçirmiş, iç bölümlerinde mutfak, tuvalet, banyo gibi eklentiler ortaya çıkmıştır. Dış görünümleri taş olduğu için büyük ölçüde korunurken, toprak örtülü damları loğlama zorluğuyla kiremit ya da çinko ile kaplanmıştır. Dar sokakların her iki kenarına sıralanmış evlerin mimarisinin oluşumunda taş, kerpiç ve ahşabın büyük bir uyum içerisinde kullanıldığı görülmektedir. Sokağa dik ya da paralel yerleştirilen iki plan tipine sahip Tarsus evlerinde genelde alt katlar "işlik" olarak düşünülmüştür. Bu bölümleri oluşturan duvarlar, kapılar dışında genelde sağırdır. İç Anadolu bölgesinde hayvan beslemek için düzenlenen bu katlar yüksek tutulmuş, Çukurova'nın ürününü, özellikle de fazla hacimli pamuğu depolamaya elverişli hale getirilmiştir. Bugün yörede "mağaza" idi verilen bu geniş depoların ara kat şeklinde bölünerek, çoğalan hane halkına yeni mekanlar elde edildiği ise Tarsus'ta ilk karşılaşılan bir durumdur. Yine her evde mutlaka küçük ya da büyük bir avlu yer almıştır. Yaşamın büyük bir bölümünün geçtiği bu mekanlar yüksek duvarların ardında olmasına rağmen ferahtır ve genelde küçük bir bahçe görünümündedir. Öte yandan Tarsus ev geleneğinin en etkileyici yanı kapılarıdır. İç bölümlerdeki sadeliğe karşın girişlerdeki yoğun süsleme tüm doğuda olduğu gibi geometrik ve bitkisel desenlerle zenginleştirilmiştir.


Yükleniyor...